herşey minik ışıklar ardından buğulu bir görüntü ile başlar. gözler kamaşır, bu garip ışıkları seçmeye çalışılır minik gözlerle ve görüntü netleşir. biri vardır yanıbaşında. bu kişi annedir. kimse onun anne olduğunu söylememiştir ama o annedir, içte hissedilir. ilk başta herşey çok rahat ve bir o kadar karmaşık gelir. acıktığında anne hemen karnını doyurur susadığında susuzluğunu geçirir. üşüdüğünde sıcacık sarılır korur.
etrafta korkulacak çok şey vardır. ve herşey çok çok büyüktür. günler geçtikçe soru işaretleri azalır ama merak hiç eksilmez akıldan. etrafta olup bitenler ve onların yaptıklarını, ''bende yapabilir miyim acaba'' diye düşünüp yapabilme isteği artsada annenin güven verici ve seni hiç bırakmayacak olma duygusu vazgeçilmezdir.
her gün biraz daha gelişir beden. kanatların tüyleri uzar. iç içe sığmaz. zıplamak gibi, yuvanın kenarı gelip aşağı bakıp yükseklerde olmanın verdiği heyecan gibi garip bir iç içe sığmamak duygusu...
bir gün gelir o seni hiç bırakmayacak anne seni arkadandan vurur ve itekler seni o bilinmez uçsuz bucaksız yükseklikten aşağı. düşerken kalp hızlı hızlı çarpar ölecek gibi olurken kanatlar harekete geçer. birden havada olmak duygusunu tam hissederken sert bir engele takılır ve toprak denen şeyle karşılaşırsın. çarptığın yer duvardır. kantların eklemleri, karın, ayaklar ve gaga biraz acımıştır. hafiften zonklar. tam ağlayacak olursun ki bir bakarsın anne seni o eşşiz pençeleriyle alıp en iyi bildiğin yer olan yuvaya bir kaç saniye içinde geri taşımış. mutluluk... tam oh evet biraz uyudum dinlendim ve yine rahatım diye yuvanın kenarından yine etrafı seyrederken anne bi kez daha iter seni kenarcıktan. bu kez kanatlar daha çabuk harekete geçer. çırpındıkça havada olma duygusu artar. önce görünüşte herşey fena halde hızlı görünür göze. bi bakmışsın kontol altına alınmış bu kanat çırpma işi. hey evet sanırım ne yapmam gerektiğini anladım dersin. etrafına dikkatlice bakınırsın. ''evet, annem ve yuvam tam şurada. çok uzak değil bunu yapabilirim'' dersin ve bu kez kendin bırakırsın bedenini boşluğa. zıplayarak ve kanat çırparak. çok hızlı bir şekilde biraz yorucuda olsa yuvada bulursun kendini. annede kanatları altına alır tekrar. ''evet işte böyle uçmayı öğrenmek'' der gibi.
bu kez yorulmuş olmak unutulmuştur. tekrar tekrar istenir uçmak. uçmak evet yapabildiğin şey! mucizevi gibi görünen ama yapabilinen!
ve tekrar süzülünür mavi gökyüzüne doğru. hergün daha yüksek ve daha uzağa... uçamayı öğrenmeninde bedeli varmış diyerek bedeli ödenir zamanı geldiğinde. artık başka ''uçmayı öğrenenler'' tanımak ve o ilk buğulu ışıklar ardından gelen kişi yani anneyi bir daha belki hiç göremeyecek olmak...
etrafta korkulacak çok şey vardır. ve herşey çok çok büyüktür. günler geçtikçe soru işaretleri azalır ama merak hiç eksilmez akıldan. etrafta olup bitenler ve onların yaptıklarını, ''bende yapabilir miyim acaba'' diye düşünüp yapabilme isteği artsada annenin güven verici ve seni hiç bırakmayacak olma duygusu vazgeçilmezdir.
her gün biraz daha gelişir beden. kanatların tüyleri uzar. iç içe sığmaz. zıplamak gibi, yuvanın kenarı gelip aşağı bakıp yükseklerde olmanın verdiği heyecan gibi garip bir iç içe sığmamak duygusu...
bir gün gelir o seni hiç bırakmayacak anne seni arkadandan vurur ve itekler seni o bilinmez uçsuz bucaksız yükseklikten aşağı. düşerken kalp hızlı hızlı çarpar ölecek gibi olurken kanatlar harekete geçer. birden havada olmak duygusunu tam hissederken sert bir engele takılır ve toprak denen şeyle karşılaşırsın. çarptığın yer duvardır. kantların eklemleri, karın, ayaklar ve gaga biraz acımıştır. hafiften zonklar. tam ağlayacak olursun ki bir bakarsın anne seni o eşşiz pençeleriyle alıp en iyi bildiğin yer olan yuvaya bir kaç saniye içinde geri taşımış. mutluluk... tam oh evet biraz uyudum dinlendim ve yine rahatım diye yuvanın kenarından yine etrafı seyrederken anne bi kez daha iter seni kenarcıktan. bu kez kanatlar daha çabuk harekete geçer. çırpındıkça havada olma duygusu artar. önce görünüşte herşey fena halde hızlı görünür göze. bi bakmışsın kontol altına alınmış bu kanat çırpma işi. hey evet sanırım ne yapmam gerektiğini anladım dersin. etrafına dikkatlice bakınırsın. ''evet, annem ve yuvam tam şurada. çok uzak değil bunu yapabilirim'' dersin ve bu kez kendin bırakırsın bedenini boşluğa. zıplayarak ve kanat çırparak. çok hızlı bir şekilde biraz yorucuda olsa yuvada bulursun kendini. annede kanatları altına alır tekrar. ''evet işte böyle uçmayı öğrenmek'' der gibi.
bu kez yorulmuş olmak unutulmuştur. tekrar tekrar istenir uçmak. uçmak evet yapabildiğin şey! mucizevi gibi görünen ama yapabilinen!
ve tekrar süzülünür mavi gökyüzüne doğru. hergün daha yüksek ve daha uzağa... uçamayı öğrenmeninde bedeli varmış diyerek bedeli ödenir zamanı geldiğinde. artık başka ''uçmayı öğrenenler'' tanımak ve o ilk buğulu ışıklar ardından gelen kişi yani anneyi bir daha belki hiç göremeyecek olmak...